26 Ocak 2018 Cuma

Çağın Hastalığı DEPRESYON değil ANKSİYETE

              Anksiyete, yaygın Kaygı bozukluklarının ortak adıdır.
             Beyin, tüm vücut bütünlüğünü korumak, yaşamsal fonksiyonları devam ettirmek üzerine programlanmıştır.(Bir arada beynin işleyişini anlatayım) Beyin yaşamsal fonksiyonlarına bir tehdit algıladığında, tehditin boyutuna bağlı olarak hızlı bir reaksiyon gösterir. Biz buna korku deriz. Tehdit algısı geçtiği zaman, korkunun da bitmesini bekleriz. Eğer tehdit algısı bitmiş, ortada bir tehdit yokken, biz hala sıkıntı,bir şey olacakmış endişesi, huzursuzluk yaşamaya devam ediyorsak,işte buna da kaygı olarak adlandırırız. Yani korku faydalı bir reaksiyonken,kontrol edilemeyen kaygı zararlıdır. Korkunun kaynağı belli iken, kaygının kaynağı belli değildir. Kaygı çok hafif bir gerginlikten, panik derecesine varan değişik yoğunlukta olabilir.
            Beynin bilinç düzeyi, algılanan tehditlere karşı, savunma mekanizmaları kullanarak önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Şayet bilinç düzeyi güçlüyse sorunu çözebilir. İşte bu yüzden normal kaygı ile normal olmayan kaygıyı ayırmak çok kolay değildir.
             Anksiyetenin nedenleri ile ilgili değişik düşünceler var. Bunlar;
            1- Bilinçaltı, bilinç düzeyi, üstbenlik arasındaki çatışmalardır. Bilinçaltı, duyularımız başladığından itibaren farkında ya da değil, çok kısa süreliğinede olsa kayda geçtiğimiz, haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtülerimizin hepsi. Bilinç düzeyi, farkında olduğumuz, bilerek,isteyerek yaptığımız, şu an da biz olduğumuz herşey. Üstbenlik ise, toplumsallaşma ile birlikte, ortak yaşam koşullarına uygunluk, yasak, ayıp, günah, saygı,başkalarının hakkı gibi bizi dizginleyen kavramların hepsi. Bilinçaltının haz dürtüleri ile, üstbenliğin sınır koyan ilkeleri arasındaki çatışmayı bilinç üzeyi çözemezse Anksiyete ortaya çıkar. Ayrıca bilinç düzeyi bu çatışmayı çözemez, başka savunma mekanizmaları devreye sokarsa da diğer anksiyete sorunları ortaya çıkar.
            2- Aksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar, koşulsuz tepkilere neden olur. Bunu böyle yaparsan,şöyle yaparsan, şöyle dersen, sonunda kötü şeyler olur gibi öğretici metodlar buna örnektir. Sosyal öğrenmeler ve aile tepkileri de model olarak alınır.
            3- Anksiyetenin nedeni olayın kendi değildir. Kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Anne babaların çocukları için endişelenmeleri, ya da sevdiklerinin başına kötü şeyler gelecek düşünceleri buna örnek olarak verilebilir.
            4- Anksiyete, otonom sinir sisteminde biyokimyasal aktivitelerinin düzensiz olarak çalışmasından kaynaklanır. Bazı kimyasallarla yapay olarak panik nöbetleri geçrilmesi  buna örnektir. Tabi bu sebep midir yoksa sonuç mudur iyi araştırılmalı.
             Buraya kadar anksiyetenin nedenleri ile ilgili düşünceleri anlattım. Şimdi ise beynin tehdit algılaması üzerinde duracağım. Beynin vücut bütünlüğünü korumak, yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirmek üzere programlandığını başta söylemiştim. Şimdi burdaki yaşamsal fonksiyonlar nelerdir onlara bakalım. Öncelikle yaşam hakkı, beslenme, barınma, can ve mal güvenliğinden emin olma, sevme sevilme ait olma. Şayet bu ihtiyaçlarında bir eksiklik varsa anksiyete kaçınılmaz demektir. O halde anksiyete aynu zamanda toplumsal bir sorundur. Toplum olarak mücadele edilmelidir.
             Anksiyeteye bağlı diğer sorunlar ise;
             1- Yaygın kaygı bozuklukları:
             Endişeli bekleyiş, huzursuzluk, çabuk yorulma, konsantrasyon eksikliği uzun bir süre devam ediyorsa.
             2- Panik bozukluk:
             Titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, sersemlik, kontrolü kaybetme korkusu, çıldırma endişesi, ölüm korkusu, baygınlık gibi durumların bir kısmı varsa.
             3- Korkular (Fobi)
             Hayvan korkuları, yükseklik, fırtına,şimşek, tünel, asansör, uçağa binme, kapalı yerler, boşluk hissi varsa
             4- Sosyal korkular (Fobi)
             Kalabalık ortamlarda tedirginlik, küçük duruma düşme endişesi ile bunlardan kaçınma hali
             5- Obsesif- Kompulsif
              Saplantı ve zorlantı bozuklukları. Takıntı olarak da bilinir. Sık el yıkama, aşırı temizlik, simetri, merdiven basamağı, apartman katı sayma, aşırı kontrol etme ihtiyacı duyma.
            6- Posttravmatik stres bozukluğu:
              Stresli bir olay yaşadıktan sonra düşüncede o olayı tekrar tekrar yaşama. Buna bağlı aşırı irkilme, uyku bozuklukları, konsantrasyon sorunları varsa.
               Son olarak; Anksiyete bozuklukları, az gelimiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülür. Bunun nedeni, eğitim sorunları, adalet sorunları, gelir dağılımında eşitsizlikler, hoşgörüsüzlük gibi daha çok neden sayabiliriz. Kişi kadar toplum olarakta mücadele edilmelidir.
               Öngörülemeyen gelecek, en yaygın Anksiyete nedenlerindendir.


                                                                                                     Sağlıcakla